Kültür Unsurlarımızı Yarınlara Aktarabilmek

Anasayfa / Exhibition / Kültür Unsurlarımızı Yarınlara Aktarabilmek
Kültür Unsurlarımızı Yarınlara Aktarabilmek

Ne ibret tablosu şu batan güneş inan ki

Dönmeyecek bir günün batan güneşi sanki

 

Anadolu’muzun her köşesinde kolaylıkla rastlayabileceğimiz halk feylesoflarının birinden dinlediğim bu beyit, beni hep çok etkilemiştir. Hep bir yerlere alıp götürmüş, oralarda bırakmıştır ki geriye dönmek çok zor olmuştur. Aslında istememişimdir de geri dönmek o sonsuz anlam dünyasından. Bir beyte o kadar zengin bir anlam nasıl sığdırılır. İki tane küçük cümlede hem dünya hem mavera nasıl böylesine güzel anlatılır. İşte bu, şiirin gücü olsa gerektir. Yine bu, şiirin büyüsü olmalıdır. Derinliği hakikate dayanan söz nehridir ki bu; kâh dünyaya akmış kâh maveraya, hem dünyaya hem maveraya.

Diğer tarafta ise başka bir Anadolu meyvesi vardır ki tadına doyamazsınız. Yedikçe yiyesiniz gelir. Bunu üreten el ise çok hoyrattır, çok kalenderdir. Öpesiniz gelir. Bazen “bir kara kaşa, bir kara göze, tüm dünya malını verir”, bazen ise “ölüm Allah’ın emri” diyerek ölüme meydan okur da ayrılışa dayanacak gücü ve yüreği kendisinde bulamaz. Sever insanımız cesurca. Ancak “Ben ozledum yarumi, ağlasam ayip midur” der de sevdiğini özlediğinin anlaşılmasından çekinir. Ne incelik! Daha niceleri bu irfan dağarcığındadır. Türkü dersiniz, Türk’e ait dersiniz de o aslında Anadolu’nun yüreğidir koskoca karşınızda duran.

 

Yine atalarımızdan, Osmanlı’dan, bizlere miras sonsuz bir hazine, başka bir gelenek var ki kimi zaman Yunus Emre’mizi bestelemişler Gülizar makamında;

Dertli ne ağlayıp gezersin burada

            Ağlatırsa Mevla’m yine güldürür.

            Nice âşık kondu göçtü burada

Ağlatırsa Mevla’m yine güldürür

diye ağlamışlar.

Kimi zaman Akif’imizin dağarcığına el atmışlar, o eşsiz Sevgili’ye dökülen mısralarda Hüseyni makamında;

Ezelden aşinanım ben ezelden hemzebanımsın,

            Beraber ahde bağlandık ne olsan yâri canımsın.

            Ne olsan zerrenim, kalbimde hala çarpar esrarın,

            Gel ey canan, gel ey can, kalmasın ferdaya didarın.

diye çağlamışlar. Bir ‘kızıl goncanın’ bağın ilk gülü olduğu ilan edilirken, o bağa; ‘muhabbet bağına’ edeple girilir ki muhabbetin ‘doyulmaz bir pınar’ olduğunun sırrına erilir.

Bu güzellik, bu derinlik, bu ince ruh bize aittir. Farkında mıyız? İstikrarlı bir duruş ve ısrarlı bir bilinçle şiirimizi, türkülerimizi ve Türk Musikisini geleceğimizin sahibi olacak nesillere aktarmak için elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız. Özellikle eğitimciler olarak bizler, bu duruşu birincil vazifelerimizden kabul etmeli, öğrencilerimize bu bilinci kazandırabilmenin yollarını bulmalıyız. Bahsettiğimiz bilince sahip herkesin, bulundukları yerlerde kültür değerlerimizi geleceğe taşımanın gönüllüsü olmaları ne güzel bir vazifeşinaslıktır. Eğer bizler kültür değerlerimize sahip çıkabilirsek, yarınlarda iddialı bir şekilde var olabiliriz. Zira zengin kültürler yaratan milletler yok edilemezler.

Open chat
Merhaba, nasıl yardımcı olabilirim?
Powered by