Dünya Safları Sıklaştırmalı

Anasayfa / Exhibition / Dünya Safları Sıklaştırmalı
Dünya Safları Sıklaştırmalı

Dünya safları sıklaştırmalı

 

 

Tüm dünya yaklaşık beş senedir, çok değişik ve dahi karmaşık bir zaman yaşıyor.

 

Bir yandan bitmeyen savaşlar, bir yandan depremler, seller tsunamiler, mega yangınlar ve heyelanlar, yani çeşitli doğal afetler üstüne de Orta Çağdan beri, görülmemiş sıklık ve boyutlarda salgın hastalıklar.

 

Gerçekçi olalım ki, bu felaketler karşında (savaşlar hariç), her ülke aynı durumda aciz aynı seviyede savunmasız ve aynı şekilde komşusunun bir çöpüne muhtaç.

 

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, bir de şu an yetişen gençliğin içinde bulunduğu çeşitli problemler, sorunlar ve bir çeşit felaketler var.

 

Bakınca, durum pek de iç açıcı gözükmüyor.

 

Hele de son birkaç ayda gerek ülkemizde gerekse dünyada olup bitenlere ve devam edenlere bakarsak, aslında epey de endişe verici.

 

70 lilerde ABD de türeyip maalesef çok kısa bir zaman içinde tüm dünyayı saran ve beraberinde daha büyük sorunlar getiren bir uyuşturucu illeti vardı.

 

Tüm dünyada bugüne kadar kaç milyon insanın, doğrudan veya dolaylı yollardan ölümüne mal oldu, bilinmiyor.

 

Güya uyuşturucuya karşı verilen savaş ise, herkesçe malumdur ki, kaybedilmiştir.

Hatta sorulması gereken soru, ‘’bu savaş gerçekten de yapıldı mı acaba?’’

 

Bugün ise insanların, hele de gençlerin beyinlerini uyuşturan nerdeyse zombiye çeviren başka bir illet var;

 

Akıllı telefon kullanımı.

 

Dikkatlice sokak ve caddelerde yürürsek, gözlemleyerek karşımıza çıkan onca insanın kah yürürken, kah ise otururken, başlarının eğik, omuzlarının düşük, gözlerin ise ekranlara kilitli olduğunu göreceğiz.

 

Hayatımızın her alanına hulul etmiş bu “Smart Phone” lar.

Ellerden düşmüyor.

İşin en acısı ise de daha bebek yaşta olanların bile sanki büyülenmiş bir şekilde kilitlendiğini izlemleyebiliriz.

 

Bu korkunç bir durum.

 

Şöyle 25 yaş ve üstü insanlar, eskiden akıllarında onlarca telefon numarasını tutabiliyorlardı, gidecekleri yerlerle navigasyon ile değil, haritaya bakarak veya bir bilene sorarak varırlardı.

 

Günümüzde bu hafıza becerileri yok denecek kadar azaldı.

 

Bir diğer yandan ise, insanlar arasındaki iletişimler de gözle görülür şekilde azaldı. Hatta asgari düzeye düştü.

 

Hani eskiden mektup yazardık ya, kart atardık ya, artık bir caps, bir iki emoji, çok çok birkaç satır mesaj.

 

Yanlış anlaşılmasın, ben burada topyekûn teknolojiyi kötülemiyorum, iletişim çağının içinde olduğumuzu da gayet idrak etmiş birisiyim.

 

Ancak, bu teknoloji hayatınızı ne kadar etki altına alıyor, daha doğrusu hangi yönde etkiliyor bunlara bir ışık tutmak istiyorum.

 

Bakınız, onlarca sosyal medya uygulaması içinde dönen öyle iğrençlikler var ki, bu da toplumda bir ahlak erozyonuna neden oldu, oluyor.

 

Zinanın, fuhuşun yaşı, “çocuk yaşlarına” kadar düştü.

Hatta, günümüzde normale dönüştü.

 

Beraberinde ise, boşanmalar, şiddet vakaları, cinsel suçları getirdi, hatta ayyuka çıkardı.

 

Sadece Mavi Balina oyununu ve kurbanlarını hatırlayınız lütfen!

 

Ülkemizde ve tüm dünyada kaç genç canına kıydı ve neden?

Çünkü oyun öyle emretti de ondan.

 

Zaten TV lerde, subliminal mesajlardan geçilmiyor.

Bir de bu uygulamaların, gençlerimizin beyinlerinde yaptığı, yapabileceği tahribatı düşünün?

 

Peki ne yapalım, ne yapılmalı?

 

Kesinlikle ilk önce bu teknolojileri nasıl ve hangi yönde kullanacağız, bunu bir idrak etmek ve bir karar vermek zorundayız.

Yani şuurlu kullanmalıyız.

 

Çocuklarımız, gençlerimiz ne yapıyor bu aygıtlar ile, bunu kesin ve keskin bir şekilde kontrol etmeliyiz.

Başıboş bırakılan gençlikten bir hayır beklemek, mucize ile eşdeğer.

 

Bir diğer yandan ise, okumayı günlük rutinlerimizin arasına almalıyız.

Belki yarım saat belki bir, iki saat da olsa kitap, dergi, gazete okumalıyız.

 

Unutulmamalıdır ki, okuduğunuz her kitap, bir daha asla kimsenin sizde alamayacağı bir hazinedir, zenginliktir.

Okumak, seyretmenin aksine, insanın kendi hayal gücünü çalıştıran bir faaliyettir.

Tıpkı bulmaca çözmek gibi, insan beyninini zinde tutar.

Seyretmek ise, sadece belli duyguları tetikler, evet bilgi sahibi eder, ancak hayal kurmayı gerektirmez, çünkü her şey gözünün önünde olup bitmektedir.

 

Mesela, pek çok filmleşmiş Romanlar var.

Romanı okuduktan sonra filmi izleyenler, genellikle hayat kırıklığına uğrarlar.

Nedeni ise basit: Okurken kendi hayal dünyalarında canlanan hikâye, sinema da bir formata sıkıştırılmış ve tabii okuyan insanların düşledikleri gibi olmayabiliyor.

 

 

 

 

Okumanın önemini bu misal gösteriyor sanırım.

 

Dünya safları sıklaştırmalı dedik.

 

Evet, baktığımızda Avustralyadaki yangın felaketi, hemen arkasından patlak veren corona virüs olayı, neredeyse tüm dünyada bir şok etkisi yarattı.

 

Devletler birbirleri ile uğraşmayı bir anda bıraktı ve bu olayı nasıl en az telefat ile bertaraf edebiliriz, bunun peşine düştü.

 

Depremler başta olmak üzere, tüm doğal afetler ve felaketler karşısında uluslararası alanda akademik araştırma grupları kurulsa ve hep bir elden, çözümler üzerine çalışılsa, bu savaşmaktan daha iyi olmayacak mı?

 

Bir felaket olup bitikten sonra, ezeli düşmanlar bile, felaketzede ülkeye yardıma koşmuyor mu?

Tüm ülkeler, ellerinden gelen yardımları yapmak için çaba göstermiyor mu?

 

Bu böyle ise, felaketleri önlemek için neden bir araya gelinmiyor?

 

Umarım ki, bu büyük felaketler tüm dünyada azalır.

Ülkemizi, milletimizi Allah esirger.

 

Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam

 

 

Murat YILMAZ

Open chat
Merhaba, nasıl yardımcı olabilirim?
Powered by